Connect with us

İnceleme

Fatih Akça’nın Taşlar Ve Avlular Adlı Şiir Kitabı Üzerine Bir İnceleme

(Fatih Akça, Komşu Yayınları, 1. Basım)

Bence hem geçmişte hem de gelecekte hafızası olan bir kitap. Az daha bitirmeseydim onu, şiir diye beni de okutabilirdi size, öyle hissettim bir an. Şair bu kitabıyla okuyucusunu şiire dönüştürmeyi deniyor sanki biraz da. Bu, umut vadeden bir serüven. Bir yansıma, olasılık bazen ama çoğu zaman tansık. Parıltı gibi emin adamlarıyla yürüyüp geliyor aramıza. Uslu bir sözcük gibi bize sadık kaldığı da olmuyor değil. Olsun, zaten bu güzelliğe aykırı değil; güzelliğe öğrenci bir durum.

Bence, bir yanıyla da kendini iktidar bilen bir kitap, çok susamış bir çocuğun işlek bir çeşmeye koşuvermesi de denilebilir bir bakıma. Kendini ıssızlaştırmayı da biliyor arada ama çok yapmıyor bunu hemen geri çağırıyor ormanını, sularını ve insanlarını. Yaşamı bir oyuk gibi işliyor. Geceyi bulana dek yapmaya devam ediyor bunu. Bu, iyiliğin kötülüğe cürreti olarak yer etsin istiyor derinlerimizde belki de.

Gidiyorsunuz onda bilmediğiniz bir taşın gövdesine. Bildiğiniz bir düşün seyreğine gidiyorsunuz. Ormanın içinde ilerleyen gün ışığına denk geliyorsunuz mesela. Bir de bakmışsınız bir annenin yorgun gölgesini anımsatıyor size. Bir imge yoğunluğu/bolluğu bulunuyor şiirinde ama boğmuyor okurunu. Dimdik ayakta tutuyor ilgisini.

“Yordu taşı kucağındaki sessizlik.’’

“sızım büyüdü kent oldu

yakamdan düştü.’’

Akça; taşları, yapıları ve en önemlisi bunlardan kopup gelen yalnızlığı önemsiyor olmalı. Nesneleri konuşturmayı seviyor. Kendine onlardan ev ödevleri veriyor ama bazen de verdiği bu ev ödevlerine sadık kalmıyor, kalamıyor belki de. Çünkü kendi alışkanlığının şiirini yazıyor Akça.

Tembelliğine de değindiği oluyor doğanın. Arada sırada işine karışıyor. Eleştiriyor onu. Yalpalıyor. Şiirinin sonsuzluğunu arıyor onda. Bir gök gibi selamlıyor ormanını. Kuşlarını giyindiriyor, sonunda bir 23 Nisan sabahları çıkageliyor söylediklerinin bahçesine. Bu bir şenlik olmalı. Sonsuzluk. Bilemiyorum.

Kendi çapını bilen bir şiir yazıyor Akça. Tematik bir kitap elbette ama buna tam anlamıyla sadık kaldığı söylenemez. Bunu yer yer hissettiriyor bize sadece. Bana kalırsa, sürdaim düşünce dünyamızı imgeleyen bir şiirden yana kendisi. Şiirimize cesaret veriyor bir yönüyle. İnsanı bilinen duygulara bilinmeyen yollarla ulaştırıveriyor öylece. Ne âlâ. Bilmemizi istiyor galiba biraz da. Onun için. Neyi? İşte orası biraz muamma. Sezinletiyor desek daha yerinde galiba şiirini.

Huzuru sürgün bir huzur, kalbi sürgün bir hüzün, dağılgan yanları çok yok ama bizi dağıtmayı iyi biliyor ara ara. Kendimizi de sınıyoruz “Taşlar ve Avlularda.” Bize kendimizi öğrettiği oluyor yani, bunları yaparken yorgun düştüğünü hissediyoruz kimi dizelerinde. Yer yer emekten yana olduğu görülüyor ama şiirini sanat için örenlerden kendisi. Bence kendini aramayı sürdürüyor hâlâ. Zaten şunu da söylemeden edemiyor kitabında. Bunu biraz da şiiri için söylemiş olmalı. Ben öyle anlamak istiyorum ya da;

“yok öyle bir taş!

bunun için kazıyorum kendimi”

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir