Connect with us

Şiir

Kayıp Ses-Meryem Ağar

Çirkin bir sesle tırmalıyor kulaklarımı tüm aynalar. Ölümü duyuyorum. Sesimi bir çocuğu doğururken kaybettim, yahut bir mezarı eşelerken, bilmiyorum. Soruyorlar kim olduğumu, hatırlıyorum, kaba bir özneyim tüm edilgen eylemlerde, hatırlıyorum yara dolu bileklerim, yara dolu dizlerim her gidiş ve kalışımda, ben biliyorum, onlar bilmiyorlar, hiçbir şey bilmiyorlar. Susuyorum. Dilimi küstürdüm onların zihnine, bildiğim tüm dilleri unuttum, konuşamıyorum artık. Sessiz ve biçareyim. Anlamıyorlar. Kin kusuyorum her sokak başında, öyle doluyum ki. Çocuklar gülüyor bana her seferinde. Ağlıyorum. Yetimim, yetimim diyor gözlerim, inanın bana. Ellerim varmıyor bir çocuğun başını okşamaya. Eksiğim, yetmiyorum yaşamaya, yetmiyor yüzüm bir çiçeği anlamaya. Babamı bir gece annemin saçlarının arasında buldum, ateşler içinde soğuyor babam, iki gözü açık, birinden akan yaş kurumuş sağ yanağındaki yanığın kenarında. Nasıl dayanılır bu yangına nasıl, kimse anlatmıyor bana. Olmuyor, bir tarafım gülse bir tarafım boynunu büküyor, bir sevinsem bir daha toparlayamıyorum kalbimi. Bellenmişim solgun hıçkırıkları yüreğimde taşımaya. Hiddetli çocuk ölülerini gövdemde eritmeye alışığım. Ölümlerden ölüm beğeniyor kendine yetmemiş ruhum. Nasıl olur bu, göklerden bir haber istiyorum, uçmak, sonsuza uçmak. Öyle hüzünlü bakıyor ki gökyüzü yüzüme, öyle hüzünlü bakardı babam da gökyüzüne. Sonra bir gün hep beraber, gökyüzü ağlıyor, babam ağlıyor, ben ağlıyorum. 

Ağlamalardan sorular var oluyor, sorulardan ağlatan cevaplar. Tekrar soruyorlar kim olduğumu, tekrar susuyorum. Unutmak, unutmak ne büyük lüks, bilmemek ne görkemli şey. Beni yargılayacaklar, işaret edecekler durmadan. Suçluyum. Onu yapmamalıydım, bunu dememeliydim, şuraya gitmemeliydim. Yargılıyorlar, ellerimi yargılıyorlar, dilimi yargılıyorlar, hırçınlaşmış gövdemi yargılıyorlar. Suçluyum evet, ihanet ettim aynadakine. İnandım, kandım yaşamın korkunç seslerine. Duyuyorum, dağlar çağırıyor beni uykuya şimdi her gece, üzgün bir kuş yanılgısıyım artık, gök beddualar yağdırıyor üzerime. Hata yaptım yaşama inanmakla, hata yaptım diyorum kendimi yaşamdan saymakla. Utanmış üşümüşüm bin yıldır, kim bilir, kim bilir bin yıldır ölü güvercinler fırlatıyorlar suratıma. Dehşete düşüyor tüm yıldızlar, dehşetle, dehşete düşüyor tüm uzaklar. Dizlerim tutmuyor, serin bir uğrak arıyorum kendime, kaybolmuşum haberim yok. Bıktım, bıktım halbuki aramaktan, bıktım bütün yanlışlara bahaneler bulmaktan, bıktım çırpınmaktan, bıktım olması gerektiği gibi olmayan her şeyden, her yerden, herkesten. Olması gereken nedir, ya yanlış, ya bahane? Bıktım sorulardan. Ve bıktım bu körlüğü baktığım her yerde görmekten. İç geçiriyorum tüm bu karanlığa, kahrediyor beni manadan yoksun olmak. Kimi için öyleymişim diğerine böyle, ötekine gülmüşüm berikine somurtmuşum şu köşede, hiçbir önemi yok. Önemi yok biri anlamış diğeri anlamamış beni. Önemi yok kimmişim nasılmışım, önemi yok sorularınızın, önemi yok cevapların. Tüm gerçek sanılan yalanlardan sıyrıldım, bu yaşamdan sıyrıldım. Her şey geçecek, ne dün ne bugün ne de yarın varım, varlığım bir çocuk düşü gibi eskidir, bulanıktır şimdi; saniye dakika saat, günler aylar yıllar sonra, damlaya damlaya ceset, damlaya damlaya hiç olacağım.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir